Mayıs 15, 2013

pawanekani

"rahmetli babam da en çok rıfat'ı severdi. bu çocukta ağa mayası var derdi. aynı benim gibi derdi.
nazmi bey, 
ankara çok mu uzaktır?"

Mayıs 11, 2013

solak değilim

Peter Handke'nin Solak Kadın'ını okumaya başladığımdan, dünden, beri diyordum ki "yahu ne güzel film olur bundan, ne güzel olur izlemesi"
demin adamın kim olduğunu merak edip ilk sayfaya yöneldiğimde gördüm, film olmuş bile.
kafamdaki film bitsin, çekileni de izleyeceğim. kitapta güzel yerler var. vakit bulunca biraz tanıtım, tadımlık bir şeyler yapacağım.
bir de bu kitabı fuarda didem madak kıtlığında* beklerken epey incelemiş ve de almamıştım. iki üç gün sonra canım bir insanla(fatmanur'la) gittiğimizde benim de merakım üzerine o canım insan kitabı aldı. ben niye almamakta bu kadar direndim bilmiyorum. işte böyle şeylerde muhakkak can alıcı bir şey var.

*didem madak kıtlığı: kitapları tükenmişti, yenilerinin gelmesini bekliyorduk.

son: filmi bulmak kolay iş değilmiş.

Mayıs 09, 2013

o kuş

not: "sabah sabah ne kadar güzel bir kuş!" düşüncesiyle fotoğrafını çekmek için davrandığımda fark ettim orda asıl ne olduğunu. çekemedim tabii bakakalınca. o da beni görünce. baktım kanatlar havada yolculuk var. bastım tetiğe. kendimce tetik. uyuyan adam yazısındaki kuş:





Mayıs 08, 2013

"uyuyan adam"

http://music.erkingoren.com/track/bo-luk

sanırım georges perec'ten ötürü, uyuyan adam'ın ayrı yeri var.
bir şey daha dememek için gidiyorum. bir şey daha desem sanki her şey. daha kötü

iyileşmek tabiri baştan yanlış. hastalık teşhisi koymakla aşağıladığım kan içi. kendimi farkında olmadan sınadığımı hissediyorum. cayıyorum. sonuç alamadığım için veya işe yaramadığı için değil. öyle istiyorum. adına iyileşmek dediğim şeyi sevemedim. kara gözlüm.
benim için uygun bir şey değil bu "iyileşmek" yoruluyorum. istekli değilim buna. ruhum böyle iyi.

bu sabah penceremin önünde daha önce görmediğim bir kuş vardı. kuşun ne kadar güzel olduğuna bakıyordum. beni gördüğü halde kaçmadı. bu manzarayı görmeme sebep olan şey kargalar, delirmiş gibi kendilerini pencerenin kenarlarına çarpmaları. kuşa ilişmiyorlar, kuş da onlara. anladım tuhaf bir şey oluyor. epeyce gözledim. okula gideceğim ama umrumda değil. bir şeyler oluyor. şimdi ilk cümleyi baştan yazıyorum: bu sabah penceremin önünde bir serçenin etlerini didikleyen çok güzel bir kuş vardı. aklımdan çıkaramıyorum. ölü bir serçenin bedeninden koparılan etleri. güzel kuşun ayaklarının altına gizleyip kanatlarıyla örttüğü o ölü bedeni. o taş gibi görünen şeyden tırtıklanan et parçalarının yumuşaklığını. uçtu. yemeği de beraberinde. buz gibi izlenmekten herkes rahatsız olurmuş demek, kuşlar dahil. o serçeyi orda bıraksaydı ne yapardım? okula gitmeyebilirdim, belki kargalar kapabilirdi, belki onu gömebilirdim. ama bunların hiçbiri hiçbir şeyi değiştirmezdi.

bir ölümün şahit olduğu iki ikiyüzlülük var. biri "iyi bilirdik", diğeri çiçek.
diri avucuna çiçek bırakmamışlar, ölü avuçlarına paralel çiçekler bırakıyorlar. sen öldün, al sana benden bir çiçek. insanlara çiçek alın. onlara sevdiklerine çiçek almalarını söyleyin. bunun kadınlıkla ilgisi yok. sevgi pembelikleriyle de ilgisi yok. saksıda çiçek sulayın. renge kokuya bulaşın. kendinize çiçek alın. bu yaşamak. kendinden başka bir şeyi.
paralel çiçekler bıraktığınız ölü avuçlar, diriyken çiçek tutmadılarsa?



Mayıs 05, 2013

iltifat

"şimdiye kadar gördüğüm en siyah gözler" iltifatta ikinci sırada yer alıyor. o da iltifattır. hem de ne kadar güzel!
tabii ki ilk sırada: "fransız kadınlar gibi, sanki elinde şarap kadehi" 
hangi fransız kadının burnunun ucunda ben var? çelişkilerle, tezatlarlayım. o ben'i seviyorum. keyfi aldırmam söz konusu bile olamaz. iması özgürden. isterse başkası olsun. hızma da düşünüyorum.
adaya gitmek istiyorum, adaya!

şimdi size çok acayip bir şey söyleyeyim mi? ben kayıt yaptım. ermenice.