Eylül 29, 2012

Zolf Bar Baad

"Yırtığı hala ördürülecek rengi atık kilimin buruşuğuna takılmış gibi aklım, bir kedimiz bile yok" Vüs'at O. Bener / Buzul Çağının Virüsü


Ağustos 16, 2012

"Ne sandınız, o zaman Tanrı vardı. Onunla aramıza dünya girmemişti."

Tanrıya, köy enstitülerini ateist yetiştiren yerler olarak tanıtan tarih hocamızı ilk projemde kullanmam konusunda bana yardım etmesi için dua ediyordum. Füruzan'ın da dediği gibi "Ne sandınız, o zaman Tanrı vardı. Onunla aramıza dünya girmemişti."
(bu yazı devam edecek. şu an teknik aksaklıklardan dolayı devam edemiyor. devam ederse belki güzel olur. olur mu olur ey kâri. iyi yazamıyorum. bir şeylerin farkındayım, kendimle ilgili. ben bu acıklı gülünç halime üzülüyorum. oysa insanlar tebrik ediyorlar. dalga mı geçiyorlar diyorum ama ciddi olduklarını anlıyorum. dalga geçseler hak vereceğim. yaralarım çok derin. buna değineceğim)

Füruzan'ın kahramanı olan kızlardan biri kaybolmaya başladı.

Memet Fuat, Füruzan için “Orhan Kemal'in kahramanı olan kızlardan biri yazmaya başladı.” derse ben de kendi adıma böyle söylerim. Zaten ne söylesem kendi adıma söylüyorum gibi geliyor oradan size. En iyisi yok olayım diyorum. Asiye ve korosu Seniye Hanım'a "Ama elde değil bayan yok olmak" derse tabii kulağımda, elbet yok olamam. Gözükmeyeyim diyorum. Kendime bile gözükmek istemiyorum. Her şeyi tükettim. Benliğimde keşfe açık hiçbir yer bırakmadım. Fazla tanıdığım. Fazlalığım. Kendimi başka bir gezegene yollamak istiyorum. Başka bir adla. Kendimden kurtulmak istiyorum. Güneşin rol kestiği şu mevsim geçsin dayanamıyorum. Saçmalıyorum. Bugünü gerçek bir gün yapan tek şey yaptığım taze fasulyedir. İnsanlar yemek yaptığım için şaşkındır. Parasız yatılı olmak, parasız ve yatılı olmak umurumda değildir. Ben karanlıkta yürümek istiyorum. Yürümek.
Birazdan kendime gece çayı yapacağım. Çaya yaptığım üvey evlat muamelesine son verdim. Oradan çok siyah beyaz, donuk, heyecansız, sürekli ağlayan zırlayan biri olarak gözüküyorum ha. Allah benim belamı versin. Tüm bunlara sebep oldum. Duygusalım; tamamım bu değil.
Tutuk gibiyim. Çok sevdiğim ama bu zamana kadar doğru düzgün görüşemediğim bir dostun yanında bunu daha iyi anladım. Gönlümün Kazancakis'i. Bir sürü leylalık, normalde düşmediğim dalgınlıklar, şapşallıklar. Bunları aşk halinde yapıyor olsam güler ve unuturdum. Ama bunların dış etkenlerle bir ilgisi yok. Oğlum, evet oğlum, bunca sevmediğim insanın arasında nasıl bu kadar kendim gibi oluyorum da çok sevdiğim insanların arasında kendimi koyvermem için zaman gerekiyor? Kendimden kurtulmak istiyorum. Okuldan, aileden, kuzenlerden, tüm akrabalardan. Komşuları seviyorum. Gazete bayisindeki "gazeteni ayırdım küçük hanım" diyen, her gün beni görünce gülen, zaten hemşehrim olan genç kadını seviyorum(bazı günler yalnız içtenlikle ona gülüyorum) Kan bağı bulunmayan yerlerde kendimi daha iyi hissediyorum. Zorunlu samimiyetin zerresi yok. Şu anlık yapabileceğim tek şey çay. Nor Radyo'da Mohsen Namjoo da çaldığına göre. Çay yapayım.

Ağustos 14, 2012

mani

"akşamları belli bir saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. yüzü alarır, bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. çok da gençti"

topuksuz, boyasız, sütyensiz: özgürlük
naci en alamo: "bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle"
gitmek: gidiyorsam demek
bavul: bekleyen tek şey
yol: tartışmasız

"rüzgar bizi götürecek": umutla yaşıyoruz efendim
yaşama tutkusu: şarkıyla sevişmek
yaşama tutkusu: şimdi değil
vakit var daha: anne geldik mi?
yaşama tutkusu: ölmez isek
beklemek: napacam

bir kadına kasada sıramı vermiştim. bana teşekkür etmişti. yüzüme de bakmıştı. ertesi gün aynı kadın minibüste bana yanındaki koltuğu işaret etti. ben onu tanıdım. o beni tanımadı.

kahve ve cemel vakası: biraz düşünelim
kahve ve cemel vakası: uzun ihsan efendi'ye sorularım var
kahve ve cemel vakası: "evet sayın bayan, kolay değil, haklısınız"

Ağustos 07, 2012

Deli Kızın Türküsü

I

Sabahleyin


Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim

Beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde
Eliniz beyazken uzatın isterim
Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmeyin

Ben ışıklar konfetler bayramlar istemem

Uzanmışım gölgeliğe bir başıma
Şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan
İçten içe ürküyorum ama
Böyle de iyiyim

Siz dayanılmaz bir "Günaydın"sınız

Sabah sabah insanı ayağına getiren
Hiç yoktan dünyayı kendini sevdiren
Siz çocuk ağızlı bir "Günaydın"sınız

Çocuk ağzınızla biraz daha durun

Gittiğinizde güz gelmiş olacak

Güz gelirken bir yanı kara sevdalarla

Avcumda bu yavru kuş varken tedirgin
Sizde tutunacak yaslanacak kollar
Biraz daha durun biraz daha
Karayı kaldırın mavi koyun umudumu götürmeyin


Akşamüstü


Yollarda akşam dönüşü yorgun argın

Siz yoksunuz şiir yazan ellerim yok
Yarımla dışa dönmüşüm yarım susken
Çizginin üstündekiler yüz yüze
Koca bir gün ne yapmışım nasıl yaşamışım
Haberim yok

Dokunup çekilen bir şarkı rüzgarla

Vakti yalanlıyor sıcak sıcak
Sinema dönüşü iş dönüşü yahut bahanesiz
Beyazın tam ortasında bekliyorum
Ya gelmezseniz ne olacak

Maviyi kaldırın kara koyun sırasıdır

Bana yeni tutkular gerek bıktım
Bir solukta buz gibi yaşamak isterim
Beni öldürürse bu umut öldürür


Gece Türküsü


Alıp ayaklarımı yollardan şöyle rahat

Tam kendi kendimi bulacakken
Kim getirir sizi başucuma
Kim kaldırır uzun uykunuzdan

Başlar gecenin oyunu delice

Dizlerime yükselir bir deniz
Anıları küçük yıldızlar gibi karanlıkta
Yanıma yöreme indirirsiniz

Ben ışıklar konfetler bayramlar istemem

Uzak uzak gitmede fayda yok
Şimdi bütün şehirler birbirine benzer

Bir kendi kendime doyasıya
Bu gece sussanız dinlensem
Ne gezer


II


Şimdi insanların yalnız kolları var

Ve ben delice bir şey istiyorum
Şimdi insanların yalnız kolları var
Ve ben başımı koyuyorum

Tuttu bir alacakaranlık bastı

Bütün şehirler birbirine benzedi
Saklı köşem bir daha aldattı ellerimi
Ellerimde iki üç isim kaldı

Adına yakılan mumlar İsa'nın

Yana yana bitti umutsuz
İsa, resimleri kadar güzel değildi
Biri kardeşliiğimi aldı gitti
Şimdi ben delice yaslanmak istiyorum
Şimdi insanların yalnız kolları var


III


Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan


Elimi uzatsam tutamasam

Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır

Bulutlar uçuşur gecelerin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa

Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden


Gülten Akın

Temmuz 05, 2012

Ece Ayhan'dan

''Ben öylesine sivilim ki, sivillerin sivili, (bana bırakılsa, yanlış yana çekileceğini bile bile, sivilliğin yerine 'başıbozuk' derim) özel hayatımda da orospuların, "yol gösterici"lerin, yersiz yurtsuzların, surlarda ve parklarda barınanların, kimsesizlerin, sokaklarda yaşayanların, dışlanmışların, orta ikiden ayrılanların, ıssız park bekçilerinin, tek kişilik tramvay müzesi müdürlerinin, müştemilatta oturanların, fallokrat kabadayıların, berduşların... kısacası tarih dışına düşürülen lumpenlerin yanında rahat ediyorum ben.
(...)
        İnsanlar sevişmek için bir kız bir erkek olarak çırılçıplak soyunurlarsa, yalnız iki türlü sevişebilirler bilirsiniz:
        Birincisi: o iş ayakta yapılıyorsa, iki insan çift kıçlı bir tek insan olmuş gibi ya da bir tek insan varmış gibi gözükür ortada. Bence sıkı yazar ve sıkı delikanlı Yusuf Atılgan'ın ilk romanı Aylak Adam'daki "iki kişilik toplum" düşüncesinin, ayıptır söylemesi, ferc'i, mısrayim'i, çıkış noktası budur. Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler de buradan çıkmıştır, ne yapalım. Daha doğrusu Shakespeare'den ya neyse: Othello-Desdemona.
        Evet, her insan bir sevişmenin ürünüdür.
        İkincisi, ise; kaşık gibi iç içe olarak.
        Olacak iş değil ama biz fakir şairler; ister İkinci Yeni densin, ister Sivil Şiir; üçüncü bir türü aramayı da denedik; yokluktandır."

yol gösterici'yle demek istediği "pezevenk"tir

Haziran 28, 2012

Sabina

İnsanlar nasıl biri olduğum konusunda uzlaşamıyor. Pek azı bunun ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu biliyor. Anlatırken, açıklarken güçlük çekiyorlar. Tam bir kelime bulamıyorlar. Sakin biri dediklerinde karşı çıkıyorlar. Hareketli dediklerinde de. Bunların hepsi olduğumu anlatmaya çalışan, bunu bilen öyle az insan var ki. Bu beni mutlu ediyor. Onları beni anlatırken izledim, sessizce, müdahale etmeden. İki, üç ay önce. Her biri anlatmaya çalıştıkları şeyi çok iyi biliyor ama anlatırken ifade güçlüğü çekiyorlar. Dengesiz diyemiyorlar, bunun bir denge olduğunun bilincindeler. Onları seviyorum. Gecenin bir yarısı aklıma geliyorlar. Anlatmaya çalışırken kısa bir yol bulamamaları aklıma geliyor. Ruh değişimlerime katlanmaları, alışmaları aklıma geliyor. Hiçbir kan bağımız yok. Beni, bana aileden çok bir zorunluluğu andıran bu yapaylıktan daha iyi tanıyorlar. Evim burası değil. Evim, benim evim burası değil. Gecenin şu saatinde onları düşünürken, beni zorlanarak anlatışlarını düşünürken bunun çok basit bir yolu olduğunu, üstelik bildiğimi hissediyorum. Gadjo Dilo'yu niye bu kadar seviyorsun diyor biri. Buluyorum. Bu kadar basit işte: Nora Luca ve Tutti Frutti. Ne olmuş yani?

http://youtu.be/_TjGQbUz36Q  ve http://youtu.be/6buWjmCIys0

Aynı ruhta, aynı oranda.

Haziran 25, 2012

EV

Kitaplıkta durmaktan varlığı unutulmuş kitap. "Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim" Bu kitabı alırken şimdilerde burada olmayan, pek de özlediğim kitapçı, sahaf şöyle bir cümle kurmuştu "onu senden başkası alsa yazık olurdu, iyi ki sen aldın" Bazen böyledir. Sizden başkasının olsa yazık olur. Ama unutuverirsiniz. Kitaplığa yerleştirir, başucunuzdaki kitaplara dalar, onu unutuverirsiniz. Beni çok mu yalnız bıraktılar Oğuz Atay. Ama ne önemi var. Ne önemi var. Uyuyan Adam'da da geçtiği gibi "Var olan tek şey yalnızlık, her seferinde er ya da geç karşında bulduğun, dost ya da yıkıcı yalnızlık"
Fotoğraflarda görülen enfes kitap:

 İlhan Berk,

Şeyler Kitabı EV

 Sel Yayıncılık